Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 24 Nisan’ı “Ermeni Soykırımını Anma Günü” olarak ilan etmesiyle sözde Ermeni soykırımı meselesi yeniden gündeme geldi. Türkiye ve Fransa arasında gerginliğe yol açan karara ilişkin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Ülkesinde siyasi sorunlar yaşayan Macron’un günü kurtarma gayretiyle tarihi hadiseleri politik malzeme haline getirmesini reddediyoruz.” ifadesinde bulundu ve kararın Türkiye için yok hükmünde olduğunu söyledi.

Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Macron’un 24 Nisan çıkışının ne anlama geldiğini ve kararın Ankara-Paris ilişkilerini nasıl etkileyeceğini değerlendirmek üzere alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Mustafa Sıtkı BİLGİN (Yıldırım Beyazıt Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler/ULİSA Enstitüsü Müdürü)

Prof. Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin, her şeyden önce tarihin konusu olan bir meselenin Fransa tarafından diplomatik ve siyasi olarak istismar edildiğini dile getirerek “Halbuki bu konuyu araştıracak ve ortaya koyacak olan uzmanlar, bu işin sahipleri tarihçilerdir. Bu işin bir yönü. Ayrıca Fransa daha önce de ‘Ermeni soykırımı yoktur.’ diyenlere ceza verilmesini öngören birtakım teşebbüslerde bulunmuştu. Paris, Ermeni soykırımı iddialarını savunurken kendisi ise Afrika’da, Cezayir’de, Gine’de ve başka sömürge bölgelerinde, örneğin sadece Cezayir bağımsızlık hareketinde 2 milyona yakın insanın ölümüne neden olmuş ve buralarda katliamlar yapmıştır.” sözlerini kaydetti. Fransa’nın böyle kötü bir sicile sahipken henüz tarihçilerin netleştiremediği bir tartışma konusunu bu şekilde ön plana çıkartmasını eleştiren Bilgin, “Türk tarihçiler tarafından da arşivlere dayalı birçok çalışma yapılmış ve bu çerçevede de Ermeni meselesinin asla bir soykırım olmayıp bir iç savaş neticesinde bu hadisenin yaşandığı ortaya konulmuştur.” diye konuştu.

Bilgin, Fransa’nın zaman zaman Türkiye’den birtakım tavizler elde etmek için bu meseleyi kullandığının altını çizerek bu meselenin hiçbir tarihsel, hukuki, siyasi ve diplomatik dayanağı olmadan istismar edildiğini ifade etti. Fransa’nın bu meseleyi Türkiye’ye yönelik gerek Avrupa Birliği (AB) ilişkileri gerekse Doğu Akdeniz siyaseti bağlamında kullandığını kaydeden Bilgin, “Ayrıca Macron, bir şekilde iç politikada kendisine yönelen muhalefeti başka taraflara kanalize etmek, kamuoyunun dikkatini başka yönlere dağıtmak ve ülkedeki yaklaşık 500-600 bin Ermeni’nin desteğini almak için bunları yapıyor. Maalesef bu şekilde toplumu istismar ediyor. Fransa’nın bu meseleyi gündeme getirmesinde iç muhalefette karşılaştığı bu gösteriler önemli bir unsur gibi durmaktadır.” açıklamasında bulundu.

Prof. Dr. Mesut Hakkı CAŞIN (İstinye Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı/T.C. Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Üyesi)

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, Macron’un 2017 yılındaki seçimlerde bunu bir vaat olarak sunduğunu hatırlatarak “Bu ilan Fransa’nın meseleye ters bir gözlükle baktığını göstermektedir. Macron, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a terör örgütü DEAŞ’la mücadele, insan hakları, özgürlükler ve soykırım konularında Ankara ve Paris’in görüş ayrılığı yaşadığını ifade etmiş ancak buna rağmen Türkiye ile diyalog kanallarını açık tutmak istediğini belirtmiştir. Macron’un bu ifadeleri Fransa’nın Türkiye’den tamamen kopmak istemediğini göstermiştir.” ifadelerini kullandı. Öte yandan söz konusu ifadeleri kullanmasının sebeplerinden birinin de muhalif seslere yönelik olduğunu belirten Caşın “Yükselen aşırı sağ ve İslamofobi, ciddi bir şekilde Fransız siyasal hayatındaki özgürlükçü düşünceyi ezmektedir.” açıklamasında bulundu.

Caşın, Fransa’nın barışı bozmak, bir halk savaşı çıkarmak ve aynı zamanda Ermenileri özel ajanlar olarak Türklere karşı kışkırtmakla Fransa’nın bir savaş suçu işlediğini savunarak, “‘1915 Olayları’nda Türkiye devleti tehcir kararı alırken Suriye topraklarında Ermeniler vardı ve burası Osmanlı İmparatorluğu’na aitti. Buradaki Ermeniler silahlandırılmıştı. Fransa, buradaki Ermenileri Adana’ya getirmiş ve onlara Kilikya Ermeni Krallığı’nın kurulacağını vaat etmiştir. Bunun için Paris’te gizli toplantılar yapılmış ve düzenli düzensiz birlikler kurulmuştur. Bugün tıpkı birilerinin Türkiye, Suriye, İran ve Irak topraklarında de facto bir Kürt devletinin kurulacağını vaat etmeleri gibi.” değerlendirmesinde bulundu.

Caşın, bu bağlamda bir kısım Ermeni’ye o dönemde Fransız üniforması giydirildiğini ve bunların Türklere karşı “paralı asker” olarak kullanıldığını hatırlatarak bu durumun Türkler ve Ermeniler arasındaki kin ve nefretin yükselmesine sebebiyet verdiğine dikkat çekti. Caşın, Aralık 1918 tarihinde Fransa’nın Mondros Mütarekesi’ne müteakiben İskenderun, Dörtyol, Mersin ve Osmaniye sancaklarını işgal ettiğini ve 20 Temmuz 1920 tarihinde de Adana’da kurulan Kilikya Cumhuriyeti’nin Fransız sömürgelerine örnek olabileceği gerekçesiyle o zamanki Fransız işgal valisi tarafından engellendiğini söyledi. Dolayısıyla Caşın, Fransa’nın aslında Ermenilere yönelik vaatlerinde samimi olmadığını ancak politik adımlarında Ermenileri öne sürdüğünü ifade etti.

Diğer yandan Caşın, Fransa’nın terör örgütü PKK’yı silahlandırarak yanlış politikalar izlediğine işaret ederek Türkiye Cumhuriyeti bayrağının altında yaşayan Ermeni vatandaşlarının tüm bu yersiz suçlamaların dışında olduğunu ve Türkiye’nin Azerbaycan dahil olmak üzere Ermeni meselesinin çözümü için hem AGİT Minsk Grubu’nda yer aldığını hem de Kafkasya’da barışın temini için adımlar attığını vurguladı. Son olarak Caşın, “Eğer Türkiye, Fransa’nın ima ettiği gibi Ermenilere kötü eylemlerde bulunsaydı bugün Ermenistan’dan Türkiye’ye göç etmiş çeyrek milyon Ermeni vatandaşı bulunmazdı. Dolayısıyla Türkiye bu topraklar üzerinde yaşanmış bu meseleyi karşılıklı anlayışla çözmek isteyen barışçıl bir politika izlemektedir… Parlamentolardan devletleri itham etmek hem hukuka hem insanlığa hem adalete uygun değildir. Netice itibarıyla Macron’un açıklamalarının son derece yanlış, zamansız ve demagojik bir eylem olduğunu düşünüyorum.” yorumunda bulundu.

Doç. Dr. Nuri KORKMAZ (ANKASAM AB-Balkanlar Danışmanı)

Doç. Dr. Nuri Korkmaz, 24 Nisan’la ilgili alınan kararın Türkiye-Fransa ilişkileri için çok olumsuz bir durum yaratacağını ifade etti. Korkmaz, “Macron, ülkesinde Sarı Yelekliler’in eylemlerini bir nevi örtbas ederek gelişmeleri farklı yerlere kaydırmaya çalışıyor. Türkiye ile ilişkileri gererek popülist bir politika izliyor. Ancak bundan daha vahim olan gelişme soykırımı bir anma günü olarak ilan etmesi değil, esasında sözde soykırımı tanımasıdır. Biz de o dönemde çok sert tepkiler vermiştik ama bir süre sonra ilişkiler normalleşmeye başladı.” sözlerini sarf etti.

Korkmaz bu noktada Türkiye’nin diplomatik açıdan tepkisini ortaya koyması gerektiğini ifade ederek şu anda Macron’un Türkiye aleyhtarı olan insanların kendisine yönelik desteğini konsolide etmeye çalıştığını vurguladı. Korkmaz, Fransa’nın bu davranışıyla Türkiye ile olan ilişkilerinin kötüleşeceğini bildiğini fakat bu tutumunu devam ettirerek üstelik de AB temellerine yaymaya çalışarak ülkesinden ve özellikle de sağ kesimden destek görmeyi amaçladığına dikkat çekti. Sözlerinin devamında Korkmaz, “Paris, bir zamanlar sözde soykırım olaylarının inkâr edilmesini suç sayan yasayı da çıkarmaya çalışmıştı ama ifade özgürlüğü kapsamına girdiği için AİHM’den döndü. Ayrıca Fransa’da 24 Nisan günü böyle anılsa da anılmasa da bir şey değişmeyecektir. Bu bilinçli yapılan bir çabadır. Kaldı ki soykırım iddialarını tanıdıklarında Avrupa zaten kendi aralarında 24 Nisan’ı anma günü şeklinde gerçekleştiriyordu. Fransa’nın söz konusu günü ‘anma günü’ ilan etmesiyle pek fazla bir şey değişmemiş oldu.” diye konuştu. Son olarak Korkmaz, bu meselenin Suriye’de yaşanan olayların zamanlamasıyla tam olarak bağdaştırılamayacağını, buradaki esas amacın Sarı Yeleklilerin eylemlerini artık ikinci plana atmak için gündemi değiştirmek olduğunu belirtti.

Uluç ÖZÜLKER (Emekli Büyükelçi)

Emekli Büyükelçi Uluç Özülker, Fransa Parlamentosu’nun 2001 yılında sözde Ermeni soykırımını tanıyan bir yasayı kabul ettiğini hatırlatarak “Fransız kanunlarına göre bir yasanın gerçekten bir yasa olabilmesi için her şeyden evvel bir yaptırımının olması lazım. Dolayısıyla bu sadece Fransızlar yönünden bir siyasi deklarasyondur.” dedi. Konuyla ilgili hazırlanan kanunun Anayasa Konseyi’nden de geçirilmesi gerektiğine dikkat çeken Özülker, burada istisna olarak Macron’un Meclis ve Senato Başkanlarını doğrudan doğruya resmî gazeteye gönderip mütalaayı istemeden yasayı geçirmeye çalıştıklarını kaydederek “Bir siyasi deklarasyon bugün hala bir kanun olarak başımızın üzerinde asılı tutulmaya çalışılmaktadır.” açıklamasında bulundu.

Özülker, ikinci bir husus olarak Ermeni diasporasının da Fransa’da çok net olarak böyle bir kanun olamayacağını bildiğini ifade ederek söz konusu kararı bir yaptırımla tamamlamak için harekete geçtiklerini belirtti. Bu bağlamda diasporanın iki önemli adım attığını kaydeden Özülker, “İnkarcılık yasasınıparlamentodan geçirtmek için kendi yandaş milletvekillerini başta Marsilya bölgesi olmak üzere harekete geçirdiler. Fakat bu bir yere götüremedi. Diğer bir husus da bizim oradaki Başkonsolosluğumuzun internet sitesinde Ermeni soykırımı konusunda Türkiye’nin görüşlerine yer verilen bir bilgi notu yayınlandı. Bu bilgi notundan hareketle ‘Türkler, inkarcılık yolunu seçmişlerdir.’ deyip bizi mahkemeye verdiler ancak onu da kaybettiler.” açıklamasında bulundu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’nin lehine verdiği kararı hatırlattı.

Özülker, Fransızların bu manada Ermenileri tarih boyunca desteklediklerini ve diasporaya da arka çıktıklarını dile getirerek Macron’un bugün yine siyasi yönden zayıfladığını hissettiği bir anda Ermeni diasporasını arkasına alacak şekilde yeni bir adım daha attığını vurguladı. Macron’un 24 Nisan’ı bir anma günü olarak kabul ederek “Unutturmayacağız.” mesajı verdiğine dikkat çeken Özülker, “Macron’un yapmış olduğu şey bir yenilik değildir. Ama Fransa bu adımları her attığında arkasından Türkiye ile ilişkileri gerilmektedir. Paris ise bunda hiçbir beis görmemektedir. Şu anda Münbiç veya Fırat’ın doğusu olsun Amerika Birleşik Devletleri (ABD) çekileceğim dediği gün Fransa, ‘Ben buranın yerini doldururum, buralar benden sorulur.’ diyerek yine YPG/PKK’nın arkasına geçmiştir. Dolayısıyla Fransız politikasında Ermenilere bir destek var ama bunun ötesinde açıktan çok kez PKK’ya arka çıkılmıştır. Yani bu yaşananlar Fransa’nın ikircikli tutumunun göstergeleri olarak ortada durmaktadır.” diye konuştu.

Aslan Yavuz ŞİR (AVİM-Kıdemli Analist)

Aslan Yavuz Şir, 2001 yılında Fransa’nın “1915 Olayları”nı “soykırım” olarak tanıdığını ve ardından 2006 yılında Fransa Parlamentosu’nun söz konusu olaylara ilişkin Ermeni iddialarının reddedilmesinin suç sayılmasını öngören bir yasa teklifini kabul ettiğini hatırlattı. Konuyla ilgili Şir, “Ancak Fransa eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin engellemesi ve 2011 yılında  Fransa Parlamentosu’nda kabul edilen bu yasa teklifinin ilgili hükmünün Fransa Anayasa Mahkemesi’nce 2017 yılında iptal edilmesi, Fransa’daki Ermeni girişimlerine ciddi bir darbe olmuştur.” ifadesinde bulundu. AİHM’nin Perinçek-İsviçre Davası’nda verdiği kararların tüm Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde artık Ermeni iddialarını reddetmenin cezalandırılması girişimlerinin sona ermesi anlamına geldiğini kaydeden Şir, buna rağmen Fransa’da siyasi liderlerin Ermenilere “soykırım” iddialarının kabul göreceğine dair siyasi vaatlerde bulunmaya devam ettiklerini dile getirdi. Şir, esasen düşünce özgürlüğü fikrini en çok savunan Fransa’nın bu çelişkili ve tutarsız tavrının yalnız Türkiye ile ilişkiler açısından değil, aynı zamanda kendi ülkesindeki Ermenilerin Fransa’nın iç ve dış siyasetine nasıl alet edildiklerini görmeleri bakımından da önemli bir hadise olduğunu kaydetti.

Fransa’nın çelişkili politikalarına açıklık getiren Şir, “Macron’un iç ve dış siyasette karşı karşıya kaldığı sorunlar, Fransa’nın insan hakları ve özgürlükler konusunda özellikle son dönemdeki kötü sicili ve tarihle yüzleşme söylemlerine rağmen Fransa hala kirli sömürgeci geçmişini, özellikle Cezayir’deki katliamlarını, Ekim 1961’de Paris’te sayıları 200’e yakın Cezayirli bağımsızlık aktivistini vahşi bir şekilde katlettiğini unutturmaya çabalamaktadır. Ayrıca Paris, yakın geçmişte ırkçı Ermeni teröristlere kol kanat germiş, bunlara sözde yargılamalar ve sahte cezalarla özgürlük vermiş, günümüzde de fanatik Ermeni söylemlerine en fazla destek veren ülkelerden biri olmuştur.” açıklamasında bulundu. Son olarak Şir, Macron’un Ermeni toplumuna yönelik vaatlerinin kendinden önceki liderler gibi Fransa’nın iç ve dış siyasetinin bir aracı olmaktan öteye gidemeyeceğini savunarak söz konusu davranışı başarısız liderin iktidara tutunma araçlarından biri olarak nitelendirdi.

Kaynak:ankasam.org