Hafifletici bir neden olsun diye değil, işin gerçek yüzü ve nedenselliği bilinsin diye ifade etmek gerekir ki; mesele dini ve etnik kimlik ayrışması meselesi gibi görünse de asıl mesele Myanmar’daki işbirlikçi burjuvazinin ve sömürü düzeninin uluslararası kapitalist düzenin neden olduğu yoksulluğu acımasızlığa dönüştürerek, yoksulların birbirlerini dini ve etnik kimlik bahanesiyle katliam boyutlarına varacak şekilde yok etmeleridir.

 

Bunun için mevcut yok etme davranışı ise azınlığın yok edilmesi şeklinde tezahür etmektedir ve yok edenler yok ettiklerinin paylarını elde ederek daha müreffeh bir yaşam süreceklerine inanan ilkelliğinin başka bir kimlik ile vücut bulması halidir.

Arakan Müslümanları azınlık durumunda

 

52 milyonluk nüfusu olan Myanmar’da 135 farklı etnik grubun yaşadığı belirtilmekte olup, %70 oranında Birman’lar çoğunluğu oluşturmaktadırlar. Budizm’in egemen din olduğu ülkede Hristiyan ve Müslümanlar azınlık durumundadırlar.

Gerek etnik kimlik bağlamında ve gerekse dini kimlik bağlamında egemen bir niceliğe sahip bir kitlenin varlığı diğer etnik ve dini kimlikteki kitleler üzerinde sömürülen sınıflara hükmetmenin, egemen iktidar ve mülkiyet ilişkilerini sürdürmenin aracı olarak çok kolay kullanılacak ortam ve koşullar oluşturmaktadır.

 

Din ve etnik çatışmalar çoğu zaman sınıf mücadelesinin bir yansıması veya sonucu olarak egemen sınıfların / burjuvazinin alt sınıfları birbirlerine düşürerek, iktidarlarını ve sömürü düzenlerini sürdürme mücadelesi ve sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

 

Budizm ne denli barışçıl?

 

Laf arasında belirtmek gerek; Budizm’in ne denli barışçı ve hümanist bir inanç biçimi ve öğretisi olduğu bilgisinin pek de doğru olmadığı; işin içine egemen sınıfların sömürü ve iktidar araçsallaştırması girdiğinde tıpkı diğer inanç ve etnik kimliklerde olduğu herkesin her düşüncenin ne kadar acımasız olabileceği gerçeğidir.

Arakan Müslümanları Myanmar’ın 730 binlik nüfusuyla en küçük, bu nedenle de en güçsüz görülen, öncelikli hedef konumundaki toplum konumundadırlar. Hakim etnik ve dini kimlik olan yoksul Birman’lar, kolay hedef olan Müslümanları yok ederek veya sürerek daha rahat bir yaşam süreceklerini düşünmektedirler. Çünkü coğrafyanın her yerinde yoksullar yoksulluklarının asıl nedenini kendilerinden farklı gördükleri diğer yoksulları görürler. Bu temel bir egemen sınıf öğretidir. Bunun için de en kullanışlı araç dini ve etnik kimlik ayrışması ve bu ayrışmada ağırlıklı olarak daha küçük ve güçsüz görülen topluluk ve toplumlardır.

 

Arakan Müslümanlarının uğradığı zulüm öncelikli olarak Müslüman oluşları değil, yoksul ve güçsüz azınlık Müslüman oluşlarıdır. Hiç şüphe yok ki, Myanmar’da hakim kitle Müslüman olsaydı; Budistler ve Birman’lar güçsüz ve azınlık olsalardı; aynı zulüm onlar için söz konusu olacaktı.

İşte tüm bu zulümlerin, katliamların, acıların, yoksullukların ve dahi dini ve etnik kimlik ayrışmalarının ve çatışmalarının biricik çözümü; sömürüsüz ve eşitlikçi bir dünya düzenidir. Bunu sağlamanın yolu savaşlara, o savaşlara neden olan sömürü düzenine, o sömürü düzenlerine neden olan kapitalizm ve emperyalizme karşı olmaktır. Kapitalizm ve emperyalizme karşı olmanın ise ne olacağı ve nasıl olacağı bellidir.

Kaynak: indigodergisi.com

28.10.2017