Bugün Srebrenitsa Soykırımı’nın 22’inci yıldönümü. Bosna Savaşı'nda Sırp ordusu tarafından gerçekleştirilen soykırımda hayatını kaybedenler Bosna Hersek'teki Potoçari anıt mezarında anılacak. Kurbanlardan 71'i daha bugün toprağa verilecek. 11 Temmuz 1995'te Ratko Mladic komutasındaki Sırp birliklerin katlettiği 8 binden fazla Boşnak erkek gün boyu düzenlenen etkinliklerle anılacak.

Srebrenitsa Katliamı Uluslararası Adalet Divanı tarafından 2007'de soykırım olarak kabul edilmişti. Bu yıl defnedilecek 71 soykırım kurbanının en genci öldürüldüğünde 15 yaşında olan Damir Suljic, en yaşlısı ise 72 yaşındaki Alija Salihovic. Bugünkü cenaze töreninin ardından Potoçari Anıt Mezarlığı'ndaki mezar sayısı 6 bin 575'e yükselecek.

BM bünyesindeki Hollandalı askerlere sığınan sivil Boşnakların ormanlık alanlarda, fabrikalarda ve depolarda katledilerek toplu mezarlara gömüldüğü olayla ilgili BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de bir mesaj yayımladı. BM Genel Sekreteri Guterres mesajında, "Bu tür zulümleri önlemeye yardımcı olmak için geçmişe dürüstçe bakmalı, bu suçların oluştuğunu ve gerçekleşmesine izin veren rollerimizi kabul etmeliyiz" ifadesini kullandı. Guterres ayrıca uluslararası toplumun ve özellikle BM'nin Srebrenista'daki trajediye ilişkin sorumluluk payını kabul ettiğini vurguladı.

Soykırımda katledilen ve toplu mezarlarda bulunduktan sonra kimlik tespiti yapılan Boşnak kurbanlar öğle namazının ardından Potoçari Anıt Mezarlığı'nda defnedilecek. Savaş yıllarında BM askerlerinin üs olarak kullandığı eski akümülatör fabrikasından dün akşam anıt mezarlığa taşınan yeşil çuhalı tabutların başında da hüzün hakim. Yakınları, kurbanların tabutlarının başına gelerek, sevdiklerine son kez veda ediyor.

Tarihe kara bir leke olarak geçen Srebrenitsa Soykırımı’nın tarihsel arka planını Balkan Göçmenleri İktisadi Araştırma ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı (BİSAV) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Yüksel Özkale TÜRKSAM’ın değerlendirdi.

Bugün Günlerden 11 Temmuz...

Bugün Günlerden Bosna...

Bugün Günlerden Srebrenitsa...

 

İkinci Dünya Savaşı’ndaki soykırımdan sonra, Avrupa’da bir daha benzeri yaşanmaz diye düşünülürken tüm dünyanın gözü önünde naklen gerçekleşen ve katliam demek bile az gelen bir insanlık felaketi 22 yıl önce bu gün yaşanmıştır.  Bu felaketi acı ile anarken, bir daha böyle felaketler olmamasını da Cenab-ı Allah’tan dilerim. Böylesine acı dolu günleri üzüntü ile anarken yaşananların arkasında yatan esas nedenin; tarihin eski, çok eski günlerinden beri gelen bir husumetin sonucu olduğunu belirtmek istiyorum.

1389’da Kosova Savaşı’nda Sultan Murat komutasında büyük bir galibiyet alan Osmanlı, bir daha gitmemek üzere Balkanların daimi sahibi olmuştur. Uçsuz bucaksız kocaman bir ova olan Kosova Ovası’ndaki savaş çok kanlı geçmiş, Sırp askerlerden oluşan koca bir ordu kısa bir zamanda darmadağın olmuştur. Meydan muharebesi henüz bitmişken, Savaş alanında incelemeler yapan Sultan Murat ölü taklidi yapan bir Sırp asker tarafından savaş alanında hançerlenerek şehit edilmiştir. Daha sonraki yıllarda bu bölgede oluşan Sırp milliyetçiliği; bu savaşta alınan ağır yenilginin öcünü almak ve savaş meydanında Sultan Murat Han'ı şehit eden Sırp askerin kahramanlığının üzerine kurgulanmıştır. Bu savaştan 3 yıl sonra 1392’de Üsküp, 61 yıl sonrasında da 1453’te İstanbul fethedilerek Bizans’a sona verilmiştir. Bu durumdan fena rahatsız olan Vatikan Haçlı Seferleri başlatmak üzere hazırlığa başladığı bir zaman diliminde durumun önemini fark eden Fatih Sultan Mehmet yönünü Balkanlar’a çevirip Bosna seferine çıkmıştır. 

“Sürekli Kavga Osmanlı ile Son Bulmuştur” 

Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar köken olarak aynı ırktan gelmektedirler fakat inançları itibarıyla birbirlerine tamamen zıttırlar. Sırplar (Ortadoks) ve Hırvatlar (Katolik), Boşnaklar (Bogomil) olup kendi aralarında sürekli kavga halindeyken bölgeye Osmanlı gelip de 1463’te hükümranlığını ilan ettiğinden itibaren son bulmuştur. Fatih Sultan Mehmed Han'ın Latin Papazlarına verdiği ferman suretinde : “Ben ki Sultan Mehmet Han’ım” diyerek başladığı sözlerinin devamında “Bundan böyle bu bölgede yaşayan herkesin dini inançları, canları ve malları benim teminatımdadır. Bundan böyle herkese eşit muamele, eşit adalet ve hukuk düzeni ile herkese inançlarında ve yaşantısında özgürlük” sözünü vermiştir.  Fatih bu sözünü yemin ederek yazılı bir metin halinde sunması ile bölgede sular durulmuş, bölgeye adalet gelmiş, barış gelmiştir. Fatih'ten daha sonra ki yıllarda da tahta çıkan Padişahlar tarafından da bu aynı anlayış devam ettirilmesi neticesinde huzur ve barış devam etmiştir. Bogomil mezhebinden olan Boşnaklar domuz eti yememeleri ve Allah’a iman ederken Tanrı’nın ve Hazreti İsa’nın tanımlamasında diğer Hristiyanlardan farklı düşündükleri için Vatikan tarafından sürekli azar işittikleri bir zaman diliminde kendilerine daha yakın gördükleri Müslümanları dost benimsemişler ve kısa zamanda topluca İslamiyet’i kabul edip Müslüman olmuşlardır. Hatta kendilerini o kadar çok Osmanlı’ya ve İslam’a yaklaştırmışlardır ki birçok Boşnak doğuştan Türk ve Müslüman olduklarını hissetmektedir.  Sırplar ise tarih boyunca hiç bir zaman Osmanlı egemenliğini kabul etmeyip sürekli olarak isyan halinde, sürekli kaynama noktası halinde kalmışlardır. Devam eden yıllarda hepimizin bildiği üzere Osmanlı yıkılınca Bosna önce Avusturya - Macarisatan Krallığı daha sonrada kısa süreli ara dönemlerden sonra Tito liderliğinde Yugoslavya altında toplanılmıştır.

“Sırplar Kendilerine Orantısız Bir Üstünlük Sağlamıştır”

 

Kapalı bir komünist rejim ile yönetilen Yugoslavya içinde birçok güzel işler yapıldığı gibi bir çok yanlış ve karışık işlerde olmuştur. Sırplar Hırvatlar ve Boşnaklar'dan oluşan Yugoslavya halkı; köken olarak Hırvat, inanç olarak Katolik olan, aslında Avrupa'ya yakın ama fikriyatı açısından Sosyalist olan Tito’yu sevmiş ve benimsemişlerdir. Tito da bağlantısızlar içinde yer alan sosyalist bir lider olarak hem Doğu bloğuna hem de Batı’ya karşı yer yer yakın yer yer uzak duran bir strateji ile Yugoslavya'yı yönetip, bölgede barışı sağlamıştır. Tito ölünce geçen 10 - 12 yıl içinde Yugoslavya’da adım adım parçalanma sürecine girmiştir.  Yugoslavya’nın mevcut askeri yapısı yoğun olarak Sırplardan oluştuğu için 1992 de başlayan iç savaşta askeri araç gereç, silah ve mühimmat ile Sırplar kendilerine orantısız bir üstünlük sağlamıştır. Sırpların sahip oldukları bu askeri gücü kontrolsüz bir şekilde Hem Boşnaklara hem Hırvatlara hem de Arnavutlara karşı kullandığını tüm dünya görmüştür Hırvatların hem Hristiyan olması hem de arkalarında Almanya’nın olması nedeniyle Sırp saldırılarından fazla etkilenmemişlerdir.  İşte o günlerde Sırplar için hesap günü fırsatı doğmuştur.; Sırplara göre; yaklaşık 600 yıl önce Bogomil mezhebi ile Hristiyanlığa zarar veren Boşnaklar, daha sonraki yıllarda Osmanlı ile bir olup Müslümanlığa geçerek suçlarına yenisini eklemişlerdir. Bunu vurgulayan Sırp din adamları: “Bu Boşnaklar yeryüzünden kaldırılmalı” diye vaazlarla halkı galeyana getirince Ellerinde mevcut olan askeri gücü savunmasız sivil Bosna Halkına karşı hoyratça kullanan Sırp askerleri, sonu toplu katliamlara varan insanlık suçlarını işlemişlerdir.

“İnsanlık Suçu…” 

Eski Yugoslavya döneminde ülkenin değişik bölgelerinde yaşayan Boşnaklar 1992 de başlayan karışıklıklar üzerine Şimdi Hırvat ve Sırp Bölgelerinde kalan topraklardan sürülerek Ülkenin iç bölgelerine doğru zorunlu göçe maruz bırakılmışlardır. Bu zorunlu göç bölgelerinden birisi olan Srebrenitsa, aslında 25.000 civarında nüfusa sahip iken kısa bir zamanda nüfusu üçe katlayarak 60.000 civarına ulaşmıştır.  Birleşmiş Milletler gecikmeli de olsa devreye girip Srebrenitsa’nın güvenliğini ele almıştır. Hollandalı komutan ve askerlerden oluşan Birleşmiş Milletler kuvvetleri hala aydınlanamayan nedenden dolayı şehrin giriş çıkışlarının kontrolünü bir gece ansızın bırakıp çekilmeleri üzerine meydanı boş bulan Sırp caniler 11 Temmuz 1995 tarihinde Ratko Mladiç komutasında şehre dalıp, acımasızca çoluk çocuk, kadın kız demeden herkesi katletmişler, sayısız Müslüman kadına, kıza tecavüz edip aradan yüzyıllar geçse bile asla unutulmayacak bir insanlık suçunu işlemişlerdir. Bu suçu işlerken bilerek şehri terk eden Hollandalı General ve Hollandalı BM askerlerinin ise bu suça karşı verdikleri destek ise maalesef şu ana kadar hiçbir yerde sorgulanmamış, hesabını vermemişlerdir.

Sonuç olarak: Boşnaklara karşı yapılan katliam, hem canice hem de tarihin eski günlerinden beri gelen husumetin eseri olarak planlı, isteyerek ve bilerek işlenmiş, hiçbir hafifletici sebebi olmaksızın en ağır bir şekilde cezalandırılması gereken bir "insanlık suçudur".

Kaynak: http://www.turksam.org

11.07.2017