Gülhanım GENÇDOĞAN

Mahallebaşı'nda otuyorduk. Ermeniler şehir içinde Müslümanlar'a çok sataşıyorlardı. Tuttuklarını götürüyorlardı. O götürülenlerden de bir daha haber alınmazdı. Gelinlerimiz, genç kızlarımız yüzlerini isleyip, eski ve yırtık elbiseler giyinerek saklanıyordu. Tabii ben de öyle. O zaman 15 yaşında filan vardım. Evlerimiz duvardan duvara birbirine açılıyordu. Bunu tedbir için yapmıştık. Duvarlardaki bu irtibat yerlerine kap kacak dizerdik ki belli olmasın diye. Bizim gençlere, yaşlı ninelerimiz sahiplik ederdi. Dışarı çıkmak istesek koymazlardı. Ermeniler'in geldiğini anlayınca hemen o evden diğer eve geçip saklanırdık.Tabii evde bir şey bulamayınca da ortalığı birbirine katar, yaşlıları dipçikler, hatta öldürürlerdi. Bir gün annem rahatsızdı. Canı lahana dolması istemiş. Ben de beceremediğimden saklana gizlene elimi yüzümü isleyip yakındaki amcamlara gittim. Dolmayı alıp eve geri dönerken bir Ermeni'ye rastladım. Elimdeki yemek dolu tencereyi alarak yere döktü, üzerine de tükürdü. O sırada dışarı çıkan ninem müdahale edince de onu dipçikledi, ben de o arada kaçtım. Kaynak: Erzurum'da Ermeni Olayları (1918-1920) (Hatıralar-Belgeler-Kazılar)-Betül ASLAN

Gülefer ÇİFTÇİ

Kars ili merkeze bağlı Subatan Köyünde ikamet etmekte olan 60 yaşındaki Gülefer Çiftçi anlatıyor: “ O yıllarda Kars ilinde bütün olup bitenleri kayınpederinden dinleyerek öğrendim. Ermeniler, köyümüze gelerek Türklerin misafiri olmak istediklerini söylediler, ama bunun bir aldatma olduğunu çok geçmeden anladık. Çünkü ertesi gün köyde katliam yaptılar. Ermeniler o gün; yaşlı, genç, çoluk, çocuk, kadın, erkek demeden 570 Türk'ü bir samanlığa doldurdular ve süngülerle delik deşik ettiler… Hamile kadınların bile karınlarını yararak çocuklarını çıkardılar. Bütün bunlara rağmen Ermeniler, bir de Türklerin kendilerini katlettiklerini iddia ediyorlar. Ermeniler bu iddiaları kendi yaptıklarını gizlemek için ortaya sürüyor. Kaynak: Ramazan Korkmaz., Canlı Kaynaklardan Çıldır’da Yapılan Ermeni Mezalimi-1990

Fazlı DEMİRCİ

14-15 yaşlarındaydım.Babamla Batum'a çalışmaya gitmiştik. Burada altı ay kaldım. Bu zaman zarfında Rusçayı iyice öğrendim. Ruslar kendi aralarında yakında savaş çıkacak diye konuşuyorlardı. Bu haberler bizi tedirgin ediyordu.Savaş tehlikesi belirince de babamla 20 günde Erzurum'a döndük. Bundan iki ay sonra Türk-Rus harbi başladı. Memleketimiz elden gidiyordu. Artık Erzurum'un düşmesi de yakındı. Ruslar köy ve kasabaları basarak Erzurum'a geldiler. Halkın bir kısmı göçmüştü. Fakat biz bir yere gidemedik. Rus tahakkümü başladı. Bunun yanında Ermeniler daha baskın çıkıp halkı öldürmeye başladılar. Ruslar bile bunların acımasız hareketlerine dayanamayıp bizleri koruyorlardı. Ama Ermeniler hiç acımıyor, evleri basıyor, kadınlara kızlara tecavüz ediyor, çocukları öldürüyorlardı. Her an ölüm korkusu içinde idik. Kapıları kilitleyip evleri halkı ile birlikte yakıyorlardı. Bizim evi yakmaya geldiklerinde kaçıp Ruslara şikayet ettim. Ruslar engel oldular. Ruslar çekildiler. Ermeniler vatanımızdan kovuldular ama, Ruslara esir düştüğünü duyduğumuz babam geri dönmedi. Kaynak: Erzurum'da Ermeni Olayları (1918-1920) (Hatıralar-Belgeler-Kazılar)-Betül ASLAN

Fazıl ÇİÇEKÇİ

Osmanlı ordusu bozulduğu zaman Ruslar taarruz ederek Erzurum'u işgal ettiler. Sonunda aralarında ayrılık çıktı, çekip gittiler. Ruslardan fazla zulüm görmedik. Ruslar gittikten sonra Ermeniler bir müddet daha kaldılar. Erzurum'u almak için halkını çeşitli işkencelerle yok etmeye çalıştılar. Şehrin giriş ve çıkışlarını kapatarak halkı camilere, okullara evlere kapatarak yaktılar. Ezirmiklerin konağa halkı topladılar, benzin dökerek yaktılar. Kahraman bir kadın duvarı delip “işte size kapı açtım, ne duruyorsunuz kaçın” demeseydi hepsi yanacaktı. Kaçamayanlar tamamen yandılar. Silahlı Ermeni çeteleri köyleri dolaşıyor, güçlü kuvvetli gençleri topluyorlardı. Bunları “para ile yük taşıtacağız” diye kandırıp bir dereye götürüyorlar, orada hazır bekleyen diğer Ermeniler de etraflarını sarıp baltalarla gençleri kütür kütür kesiyorlardı. Bazı gençleri de önce çalıştırıp sonra öldürüyorlardı. Her taraftan çaresiz kalan bizler açlıktan at gübreleri içindeki arpaları seçip yiyorduk. Kışın şiddeti bir taraftan zalimlerin zulümleri diğer taraftan bizleri kasıp kavuruyordu. Çaresizdik, açtık, perişandık. Ot otladık, çarık yedik..Bu amansız günler çoğumuzu kırdı. Ne fidanlar devirdi. Hepimiz ölmeyi çoktan istiyorduk ama ecel gelmeyince ölünmüyor. Kaynak: Erzurum'da Ermeni Olayları (1918-1920) (Hatıralar-Belgeler-Kazılar)-Betül ASLAN

Fatma ASLAN

Çıldır-Meryem köyündeki Ermeni kırgınından en çok etkilenenlerden birisi de 101 yaşındaki Fatma Nine. Bütün aile efradını bu kırgında yitiren Fatma Nine(Aslan), olayı anlatırken o günlerin acısını yeniden yaşıyor, sıtmaya tutulmuş gibi sarsılıyor ve ağlıyordu: “-Fatma Nine, sen Ermeni mezalimini, kırgınını gördün mü? -Ya! Yaşadım. Goca Kız iydim. Kendim kaçabilirdim. Onlar bizi öldürür diye biz kaçtık. Bizim evden, atamı, anamı, dedem, amcamı iki de kardeşimi öldürdüler. Bizim eyden beş kişiyi öldürdüler (Ağlıyor…). -Peki onları nasıl öldürdüler? -Bir yere yığdılar. Dediler ki, “sizi Ardahan'a çağırıyorlar. Neyin Ardahan'ı. Üç-beş metre götürüp bir tepiye yığdı. Bir halka gibi düzenledi. Sora yaylımı verdi. Sağdan-soldan hep kırdı. -Sen onları gördün mü? -Ölülerini gördüm. Köyden 705-80 kişi varıydı. -Hepsini yığdılar mal kimi, bir birinin üstüne. Geyinceyhli, patlarlı (elbiseleriyle) gömdüler. -Fatma Nine, senin o olaydan sonra kimsen kaldı mı? -Yok, yok!... Bir emmim (amcam) vardı. O bizi kurtardı. Kaynak: Ramazan Korkmaz., Canlı Kaynaklardan Çıldır’da Yapılan Ermeni Mezalimi-1990

Doğan SAĞDIÇ

Doğubeyazıt merkezden Şamil oğlu 1946 doğumlu Şamil oğlu Doğan Sağdıç; babası ….(dedesinin ismini hatırlayamıyor) oğlu 1341 doğumlu Şamil'den duyduğu Ermeni mezalimini anlatıyor: “Eski Beyazıt'ta, annem, babam, akrabalarım ve halkımız Ermeniler ile iç içe yaşardık. Komşuluk ilişkilerimiz çok iyi idi. Rusların Beyazıt'ı işgalinden sonra geri çekilmeleri üzerine komşumuz olan Ermeniler bütün Beyazıt'lı erkekleri silah zoru ile toplayarak Şükrü Efendi'nin evine kilitledikten sonra gecenin bir vakti benzin dökerek diri diri yaktılar. Bu olayda 4 kardeşim de katledildi. Ertesi gün aşağıdaki istasyonda amale olarak çalışan iki kardeşim Beyazıt'ta yaşanan bu olayı duyar duymaz yukarıya yani Beyazıt'a geldiler. Yolda Beyazıt'a çıkan derenin yanından geçerlerken karşıdan gelen iki atlı Ermeni, savunmasız olan bu iki insanı orada hemen öldürmüşlerdi. Hava çok sıcak olmasına rağmen, cesetleri orada bırakmışlardı. Daha sonra bu olayı duyan kadın ve yaşlı akrabalarımız aşağıya gelerek bu iki cesedi derenin içine bırakarak, üzerlerine Ruslardan geriye kalan el arabalarının tahtalarını bırakarak, toprak attıktan sonra üzerlerini kapatmışlar. Ne zaman o mıntıkadan geçsem dere yatağı ve kardeşlerimin mezarları aklıma gelir ağlarım.” Kaynak:Cemal Yıldırım.,Tarihi Belgeler Işığında Beyazıt’ta Ermeni Mezalimi.,IQ Kültür Sanat Yayıncılık-2003

Cemal POLAT

Ermeniler'in yaptığın a dil ve kelam yetmez. Ermeniler bizim köyümüz Taşburun, Şekerli, Ağveren, Köprüköy'de ziyadesiyle mezalim yaptılar. Benim köyüm Taşpınar'dan dört kişiyi Narman'a bağlı Şekerli köyünde öldürdüler. Bu kişiler ismi geçen köydeki Ermeni askerlerince sorgusuz sualsiz olarak köye girdiklerinde silahla vurularak öldürülmüşlerdir. Bu vurularak öldürülenlerin isimleri; Coşkun oğlu Yusuf Çavuş, Mustafa oğlu Mevlüt, aslen Dagir köyünden olan Taştan efendi. Yine aslen Kahmis köyünden Şeviş'ti. Bunların ilk ikisi bizim yakın komşularımızdı. Ayrıca Ermeniler Köprüköy'de abidenin yapıldığı derede Ağveren, Akören köyündeki 8-10 İslam evinin bütün halkını kırdılar. Bu köyden sadece bir kadın ve Şamil isimli vatandaşımız kurtulmuştu. Bütün bu köy halkını Ermeniler giderayak öldürmüşlerdi. Çünkü hemen ertesi gün bizin Narman kazası kurtarılmıştı. Bu Akören köyüne de bizim kuvvetler bir-iki gün sonra girdiler. Ağveren köyünün berberi Nazif, yıllarca buradaki Ermeniler'i traş etmiş olmasına rağmen Ermeniler, bu kişiye de bütün yalvarmalarıma rağmen kıymışlardı. Zaten bu olaylardan 2 gün sonra da yukarıda dediğim gibi bizim kuvvetler Narman'a 18 Mart'ta girip kurtarmışlardı. Kaynak: Erzurum'da Ermeni Olayları (1918-1920) (Hatıralar-Belgeler-Kazılar)-Betül ASLAN

Cevdet BAYCAN

Sait oğlu 1948 doğumlu Cevdet Baycan annesi Kahraman Ağa kızı Şefika Baycan'dan duyduğu Ermeni mezalimini anlatıyor. “Ermeniler bölgemizde büyük katliamlar yapıyorlardı. Gençleri ve orta yaşlı erkekleri toplayarak tek tek ve yakarak öldürüyorlardı. Büyük bir kısmını okula götürerek yakmak suretiyle öldürdüler. Hepimiz üzülüyorduk ama çaresizdik, elimizden hiçbir şey gelmiyordu… Babam Kahraman Ağa bu durum karşısında ant içerek eğer ki Türk ordusu gelirde biz de bu Ermenilerden kurtulup özgürlüğümüze kavuşursak yemin ederim ki kızım Şefika'yı bu vatan uğruna kurban edeceğim diyerek beni gösterdi. Ermenilerin bu vahşeti devam ederken, nihayet beklenen gün geldi, kurtuluş umudumuz olan Türk öncü grupları Beyazıt'a girdiler. Bizler hemen aşağı koşarak kurtulanlar ile birlikte karşılamaya indik… Atlı birliğin önünde bir yüzbaşı vardı. Tam o sırada babam beni yere attı ve andını yerine getirmek için harekete geçti, ben sesimi çıkarmadım. Yüzbaşı babama hemen müdahale ederek ne yaptığını sordu. Babam da “benim yeminim var, Türk ordusu gelirse kızımı kurban edeceğim demiştim, şimdi de ahtım yerine gelsin diye kızımı kurban ediyorum” diye cevap verdi. Bunun üzerine yüzbaşı şimdi senin ahdın yerine gelecek diye cevap verdikten sonra kılıcı ile benim kolumu hafifçe çizerek kan akmasını sağladı ve “artık ahtın yerine geldi” dedi. Bu katliamlarda ismini hatırladığım kadarı ile Mahmut, Ahmet, Abdullah ve ismini hatırlamadığım amcamın yedi oğlunu kaybettik. Katliamda çok ins

Bahri KARAMAN

Şemsettin oğlu 1927 doğumlu Bahri Karaman babası Kahraman oğlu Şemsettin'den duyduğu Yukarı Doğubeyazıt'da yaşanan Ermeni mezalimini anlatıyor: “Ermeniler seferberlik zamanında işgal ederek, mezalim uyguladıkları bölgemizde, hamile kadınların karınlarını süngü ile deşerek ana rahmindeki bebekleri çıkarıyorlardı. Yukarı Doğubeyazıt'ta camiden çıkmakta olan 200 kişiyi tekrar caminin içine doldurarak acımasızca diri diri yaktılar. Bununla da yetinmeyip camii dışında bulunan yaşlı kadın-erkek ve çocukları süngü ile delik deşik ederek işkence yapmaya ve ardından da kurşuna dizerek öldürmeye başladılar. Genç ve güzel kadınlara herkesin önünde tecavüz ediyorlardı. Hepimiz çaresizlik içerisinde kıvranıyorduk ama elimizden bir şey gelmiyordu. Bu katliamları yapanlar yıllardır Beyazıt'ta bizimle iç içe yaşayan ve dostluk hatta akrabalık kuran Ermenilerdi ve dışarıdan gelen Ermeni çeteleri ile işbirliği yapıyorlardı. Seferberlik zamanı olduğu için Beyazıt'ta eli silah tutan fazla kimse kalmamıştı. Kalanların da bizleri savunacak silahları yoktu. Bundan güç alan Ermeniler bize günlerce çok zulüm ve işkenceler yaptılar. Bu işkenceler ve zulüm günlerce sürdü. Bir gün Türk askerlerinin geldiğini duyunca Beyazıt'tan kaçarak terk ettiler. Camide öldürülenleri Türk askerleri gelerek gömdüler. Bu katliamda akrabalarım Hacıoğlu Ahmet ve Süleyman da öldürülenler arasındaydı. Öldürülen binlerce insanın ve yakın akrabalarının isimlerini şu an hatırlamıyorum. Türk askerlerinin gel

Bahattin DUMLU

Mehmet oğlu 1936 doğumlu Bahattin DUMLU, annesi Hevi kızı Nesfi'den duyduğu Yukarı Doğubeyazıt'ta yaşanan katliamı anlatıyor. “Bir gün Ermenler, Van tarafından gelerek, Beyazıt'ta inanılmaz katliamlara başladılar. Bu katliamlar sırasında Yukarı Beyazıt'a çalışmak için gelen kardeşlerim Şaban ile Şerif Bayazıt'ın aşağısında bulunan istasyonda çalışmaya başlamışlardı. Önlerine gelen herkesi acımasızca öldüren Ermeniler kardeşlerimi istasyonda Eskibayzıt'ta o dönemler tren istasyonu mevcutmuş) yakalayarak Yukarı Bayazıt'a getirerek, ellerini tel ile bağladıktan sonra başlarını kesek öldürdüler. Önlerine gelen herkesi çoluk-çocuk, kadın-erkek demeden öldüren Ermeniler, Dayım Arif beyi de tezeklerin içine sokarak bir teneke gaz döktükten sonra yakarak öldürdüler. Biz bu katliamdan şans eseri saklanarak kurtulduk. Daha sonra Otto isimli komşumuz Koçkıran Deresi'nin yakınında kardeşim Şaban ve Şerifin cesetleri gömdüğünü söyledi. Bu katliamlarda ölenlerin isimlerini hatırlamıyorum, ama çok insanı öldürdüler. Kaynak:Cemal Yıldırım.,Tarihi Belgeler Işığında Beyazıt’ta Ermeni Mezalimi.,IQ Kültür Sanat Yayıncılık-2003

Ahmet YALÇINKAYA

Erzurum işgal edildiği zaman dokuz yaşında idim. Babam asker olduğu için mecburen dayımlarda kalıyorduk. Halkın elinden silahlar alınmıştı. Herkes evlerine kapanmış, korkusundan dışarı çıkamıyordu. Duvarları delerek komşularla yardımlaşıyorlardı. Pencerelere siyah perdeler çekmişlerdi ve gündüz bile açmıyorlardı. Günlerimizi dua ederek geçiriyorduk. Bir akşam kapı çalındı, konuşmalarından Ermeni olduklarını anladık. Dayım kapıyı açtırmadı. Bunun üzerine birisi pencereye yanaşıp “size para karşılığı iş vereceğiz” diye bağırdı. Ancak Ermenilerin kalleşlik yaptıkları muhakkaktı. Kapıyı yine açmayınca bu kez kırarak içeri girdiler. Dayımı namazda seccadenin üzerinden alıp gittiler. Dayım bizlere “hakkınızı helal edin” diyerek gitti. Aradan iki gün geçtiği halde dayımdan haber gelmiyordu. Bir gece top sesleriyle uyandık. Türk ordusu gelmişti. Sevinçle dışarı fırladık. Ermenilerin bombaladığı harabelere gittik. Komşularımızdan Kadı efendinin cesedini gördük. Duvara yaslanmıştı. Dokunur dokunmaz yere yığıldı. Kalçaları cep gibi oyulmuş ve elleri arkasına sokulmuştu. Mahallemizin halkı ile birlikte askerler cesetleri çıkarıyorlardı. Biraz sonra dayımı da çıkardılar. Dayımda yara izi yoktu. Kafasına vurup bayıltmışlardı. Kendisine gelince başından geçenleri şöyle anlattı. “Beni evden alıp bir binaya götürdüler. Binanın dışındaki bir odaya da kadınları koymuş onlarla vakit geçiriyorlardı. Engel olmak istediğimizde kafamıza dipçikle vuruyorlardı. Kadınların feryatlarını işitiyorduk. Bizi bodruma kapattılar. Burası karanlık ve havasızdı. Türk askerlerinin geldiğini haber alınca binayı ateşe verdiler. Bayıldığım için sonrasını hatırlamıyorum.” Hep beraber kadınların bulunduğu odaya gittik. İçerden hiç ses gelmiyordu. Daha sonra kadınları kazıklara çaktıklarını gördük. Harp bitti. Biz hala babamın dönmesini bekliyorduk. Sonradan Çanakkale'de şehit olduğunu öğrendik. Kaynak: Erzurum'da Ermeni Olayları (1918-1920) (Hatıralar-Belgeler-Kazılar)-Betül ASLAN

Asiye POLAT

Harbin ne zaman başladığını hatırlamıyorum.Bir gün bizim evde büyük bir telaş başladı. Büyüklerimiz korku içinde, biz çocuklar da merakla onları izliyorduk. Düşmanların hepimizi keseceğinden korkuyorduk. Öküz arabalarını koşarak, alabileceğimiz kadar eşya aldıktan sonra yola koyulduk. Tokat'a kadar gittik. Burada bir yıl kaldıktan sonra Erzurum'a döndük. Bazıları göçmeyip yerlerinde kalmışlardı. Ermeniler bunları ahırlara doldurup yakmışlar. Hastalara dahi merhamet etmemişlerdi. Bir kısmını ise sabah toplamış akşama kadar çalıştırdıktan sonra öldürmüşler. Geceleri evleri basmışlar, işlerine yarayan ne varsa aldıktan sonra evleri içindeki halkla birlikte yakmışlar. Çocuklar ekmek için ağlarken “işte size ekmek” diyerek süngülemişler. Erzurum'da binlerce insanı öldürmüşler. Bazı aileler bunların zulmünden mahzenlere gizlenmişler. Günlerce aç kalan yavruların feryatlarını duyan Ermeniler o aileleri de vahşice süngülemeyi ihmal etmemişler. Komşumuz Yusuf'un evine giren Ermeniler hamur yoğurmakta olan Ayşe'yi süngülerken, feryadına koşan çocuklarını da doğrayıp hamur teknesine yığmışlar. Biz geri döndüğümüzde komşularımızın yarıdan çoğu ölmüştü. Kaynak: Erzurum'da Ermeni Olayları (1918-1920) (Hatıralar-Belgeler-Kazılar)-Betül ASLAN

Ayşe PİRİM

O zaman 10-15 yaşlarındaydım. Aç ve susuzduk. Erlerimiz savaşa gitmişlerdi. Önce Ruslar sonra da Ermeniler damlarımızı yıkıp, ekmeğimizi suyumuzu elimizden aldılar. Yalnız başımıza kapılarda kaldık. Yiyecek olmadığından yabani meyve ve ot yiyorduk. Ermeniler kadınları dövüp, kızgın şişlerle dağlıyorlardı. Canlı canlı insanları ellerinden duvara çakıyorlardı. Anam, babam, kardeşlerim bu şekilde öldürüldü. Ben o sırada bayılmışım, sonra da Allahın işi bu günlere kadar geldim. Ev halkımızın çoğu böyle öldürüldü. Ermeniler'e de kalmaz inşallah. Kaynak: Erzurum'da Ermeni Olayları (1918-1920) (Hatıralar-Belgeler-Kazılar)-Betül ASLAN

Abdullah KILIÇ

Esmani oğlu 1930 doğumlu Abdullah Kılıç, babası Abdi oğlu Esmani'den duyduğu, Yekmal (Çukurçayır) Köyünde yaşanan bir Ermeni mezalimini anlatıyor; “Ermeniler bizimle aynı köyde yaşıyorlardı. I.Dünya Savaşı'na kadar komşuyduk. Daha sonra savaş başlayınca, Rus işgali ile birlikte bizim köyden bir kısım insanı Ahıska'ya götürdüler. Diğer kısmı ise köyde kaldı. Köyde kalanlar genellikle kadınlar, yaşlılar ve çocuklardan oluşuyordu. Seferberlik olduğu için erkeklerin çoğu cephede idi. Ben o zamanlar 13-14 yaşlarında idim ve köyde kalanlar arasındaydım. Hatırladığım kadarı ile Mevlüt oğlu Bedirhan, Abdi oğlu Battal (kardeşim), amcamın oğlu Mirza oğlu Arap, Mevlüt oğlu Zekeriya, Şükrü oğlu Hüseyin, Karabey oğlu Paşa benimle birlikte köyde kalanlar arasındaydı. Sanırım 1917 yılı sonlarına doğru idi. Ruslar bizim köyün yarısını Ahıska'ya sürgün edince, bizim köyde yaşayan ve Taştekne bölgesinden gelen Ermeniler bir gün köyde kalan kadınları, yaşlıları ve çocukları aşhaneye doldurdular. Bu aşhaneye zorla sokulanlar arasında ben de vardım. Amaçları, bizi diri diri yakmaktı. Köylümüz Aşir oğlu Hurşit'in hanımı kucağındaki küçük oğlu ile kaçmaya çalıştı. Ermeniler onu yolda mezarlığın yanı başında yakalayıp öldürdüler. Hepimiz korku içindeydik. Akşam namazı vakti idi. Yavaş yavaş karanlık çökmeye başladı. Kurşun seslerini duyunca onu öldürdüklerini anladık. Akşam karanlık iyice çökünce kurşun sesleri gelmeye başladı. Birden Ermeniler arasında bir kargaşa yaşanmaya başladı. Telaşa kapılan Ermeniler, Hamidiye Alayları geliyor diye kaçıp gittiler. Onlar gittikten sonra bizler kapalı tutulduğumuz yerden çıktık. Savaş bittikten sonra herkes köye döndü. Sağ kalanlar tekrar köye yerleştiler. Kaynak:Cemal Yıldırım.,Ağrı'da Ermeni Mezalimi.,Bilge Karınca Yayınları-2002

Abdülkadir ESENGÜL

1914'de Harp ilan edildi. Ruslar Erzurum'a doğru ilerlerken biz Tortum'un Derinkığ köyünde oturuyorduk. Rusların yaklaştığını duyunca köy halkından 10 ev her şeyimizi geride bırakarak İspir'in Kompus köyüne göçtük. Mevsim kıştı. Orada 17 gün kalmıştık ki, Rusların yakında olduğu haberi geldi. Çok ağır bir kış günü Bayburt'a gittik. Yol boyunca bir lokma yiyeceğimiz yoktu. Açlıktan ve çaresizlikten ayaklarımızdaki çarıkları ıslatıp yedik. Bir taraftan Ruslar, diğer taraftan Ermeniler halkı kırdı

Ahizer DURSUN

Ben o sırada 10-12 yaşlarında vardım. Bardız (Şenkaya'ya bağlı nahiye merkezi)'da otuyorduk. Şenkaya civarına Ermeni askerlerinin geldiğini duymuştuk. Yakındaki Şenpınar ve Göreşken köylerine gitmeyi istediysek de oraların da tehlikeli olduğunu duyunca vazgeçtik. Köyümüz ileri gelenleri bir takım tedbirler aldılarsa da silahsız tedbir neye yarar? Aradan bir vakit geçmişti ki Ermeniler köyümüze saldırdılar. Bütün evleri yağma edip, çalıştırmak bahanesiyle erkekleri götürdüler. Gidenler arasında

Ayşe ALTAŞ

I.Dünya Savaşı çıktığı zaman, Rusların bütün doğu ilerimizi zaptedecekleri söylentisi çıkmıştı. Hepimiz kuşkulandığımız için köyümüzü boşaltmaya karar verdik. Bir gece bütün eşyalarımızı arabalara yükleyerek hayvanlarımızı da önümüze kattıktan sonra yola koyulduk. Günlerce süren bir yolculuktan sonra Akdağ'ın eteğindeki ormanlığa yerleştik. Burada dört gün kalmıştık ki işgal haberinin asılsız olduğunu öğrendik. Tekrar köyümüze döndük. İki hafta sonra Rusların köyümüze doğru gelmekte olduklarını

Akkız AK

Kars ili merkeze bağlı Subatan Köyünde ikamet etmekte olan 66 yaşındaki Akkız AK: “Amcam ve ailesini Ermeniler katletti. Birçok yakınımız da süngülerle yaralanarak ölüme terk edildi.” Kaynak: Ramazan Korkmaz., Canlı Kaynaklardan Çıldır’da Yapılan Ermeni Mezalimi-1990