Londra’daki Saint James Hall adlı ünlü salonda ilginç bir tören yapılmıştır. İngiltere’de ne kadar bozguncu varsa hepsi bu törende bulunup, Osmanlı Devleti, Türk askeri ve padişah aleyhinde akıl ve adalete aykırı sözler söylemişlerdir. Bunların açıktan açığa ve acımasızca ileri sürdükleri iddialar, hiç bir kanıta dayanmıyor. Osmanlı Devleti yargısız infaz edilmiştir ki, İngiletere’de bu tür söylentilerle bir kedi bile mahkum edilmez.


Bu törene katılan bozguncuların isimleri ise şöyle: En radikal ve tutucu olanları Smirsit, Ledy Henry, Papaz Mc Coll, İskoçya Disestablisment kolundan dönme Harford Psikoposu Sir George Stevill, Doktor Clifford, Ğağaz Wilbelgors, Westminster dükü Mister Stevens, öğretmenlik yapan Agarbit. Bunlar kamuoyunda kargaşa yaratmakta, kişisel çıkarları olan insanlar. Hepsi bir araya gelip hiç bir şey ama hiç bir şey bilmedikleri bir söylentiden dolayı Osmanlı Devletini suçlayıp eleştirmekte bir sakınca görmüyorlar. Kaldı ki, bu törende söz alanlar arasında akıllı ve düşünce sahibi olarak nitelenebilecek bir tek siyasal kişi/söylem yoktu.

* * *

Argayl Dükü, 1881’e kadar Gladstone’un bilgisiz bir öğrencisiydi. Gerek dış politikaya, gerekse İngiltere’nin eğemenliğine ilişkin düşünce ve bilgisi zayıf ve kocamış bir kadınınkinden farklı değildi.
1873 yılında Afganistan hakimi Şir Ali’nin Rusya’ya sığınması, 1878’de Afgan Savaşı’nın zorunlu oluşu ve Rusya’nın Hazar denizi tarafından Hindistan’a 700 mil kadar yaklaşması, Argyl Dükünün siyasetteki bilgisizliğinde ileri gelmiştir. Lord Beaconsfield’in yurtsever siyasetine, adalet ve insafa aykırı biçimde şiddetle karşı koyan da kendisidir.
Argayl dükünün şimdiye kadar politik açıdan izlemiş olduğu çizgiye gore, Osmanlı devleti aleyhinde böylesine kışkırtıcı bir tören düzenlemeye ne hakkı ne de selahiyeti vardır. Çünkü Kırım Savaşı ilan edilip, 100 milyon para ile 30 bin 200 İngiliz evladının Türkiye uğruna feda edildiği zaman Argayl dükü, Gladstone kabinesinde görevli idi.
Çar Nikola tahttan indikten sonra; “Eğer Türklere savaş açmanın, İngilizlerle savaşmak anlamına geldiği daha once İngiltere tarafından kendisine bildirilseydi, savaşmak niyetinde olmayacağını” söylemiştir.
Ama bu da yeterli değildir. Çünkü 1855-1881 arasında Argayl dükü, Gladstone ile 18 yıl iktidarda bulunmuştur. Hiç bir zaman Türkiye’ye baskı ve topraklarında herhangi bir reform yapılması için hiç bir girişimde bulunulmadığı gibi, padişah da eleştirilmemiştir.
Gladstone ile iktidarda iken Ermenilerin durumunu iyileştirmek ve Osmanlı Devleti’nin iç işlerini düzenlemek konusunda ne yapmışlardır? Hiç bir şey! Kesinlikle hiç bir şey yapmadılar. Ama şimdi, iktidardan düştükleri ve sorumluluklarının olmadığı bir zamanda memurlarına yüklenen suçları ona yöneltmekten çekinmiyorlar (…)
                              
* * *
Gladstone’un “Ermenilere yapılan ve suçlanması gereken zulüm” söylemi kesinlikle doğru değildir.
Çünkü böyle bir olay, şimdiye değin Muş ve Sasun bir yana Rusya’dan gönderilen bilgilerle de kesin bir şekilde doğrulanmamıştır.
Bedros ve arkadaşlarının söyledikleri hiç bir şekilde kaıtlanmamıştır.
Bu adamların Sasun’a gittiklerine dair kesin olarak bir tek kanıt yoktur.
Bu adamlar (Ermeniler) İngiltere’ye gelmelerinden itibaren sessiz kalmışlardır ve Ermeni konusunda tarafsız kişiler ile görüşmelerine izin verilmemiştir. Üzerlerindeki giysiler bile Sasun halkının yerel kıyafetleri değildir. Daha çok Kafkasya’daki Ermeni esnafı tarafından kullanılan giysilere benzemektedir.
Kaldı ki, Bedros’un anlattıklarında ufak bir doğruluk payı bile olsa, yalnız şunu kanıtlayabilir ki, Galiküzan’da iki gün kadar çatışma olmuş ve karışıklık sırasında orada hiç bir asker olmadan, kendisi ile arkadaşına bazı askerler tarafından düşmanca davranılmıştır. Bu tür bir düşmanlığın, Avrupa askerleri tarafından da bu gibi durumlarda yaşandığını herkes bilir.
Osmanlı Devleti tarafından her konuda kurulan komisyon ve üç devletin gönderdiği güvenilir gözlemcilerden, şimdiye kadar ayrıntılı gerçeğe ulaşılamamıştır.
Osmanlı aleyhine oluşturulan; adalete ve insanlığa aykırı böylesine yalan, kurgu ve söylentilere nasıl olup da güvenilebilir? Komisyonun hazırladığı inceleme raporu ölenlerin sayısının oldukça az ve sorumluluğun da Tahsin Paşa’da olduğunu belirtiyor.
20 bin, 10 bin, 5 bin, 3 bin, 2 bin vs olarak verilen ve giderek azalan ölü sayıları.
Yazdıkları her satır için 20 para alan muhabirlere güvenilir mi?
Eğer güvenilir ise ölenlerin en sonunda en gerçekçi rakama yani bir kaç kişiye ineceğinden de şüphe duyulmamalı.

* * *
Öyle ise; bu parlamento dışında kalmış milletvekilleri, dükler, piskoposlar, papazlar, öğretmenler vs. bol para ile satın alınan kışkırtıcılar ve asla içki içmedikleri iddiasında bulunan tutucular… Umarız yaptıkları bu büyük hatayı yakında anlarlar.
Belki ancak bu şekilde bazı askerler tarafından gösterilen düşmanlıktan dolayı; günahsız padişah ile suçsuz Türkleri haksız yere suçlamaktan dolayı ÖZÜR DİLEYECEKLERDİR.
Bu türlü bir zulmün; Fransa askeri tarafından Napolyon savaşlarında, Cezayir’de ve bugün Madagaskar’da; İngiliz askeri tarafından Badacos’ta, Rus askeri tarafından da Türkiye’nin Asya ve Avrupa’daki topraklarında yapıldığı görülmüştür.
Gerçekten de 12 bin erkek, kadın ve çocuk Türkmen’in, General Skobelef tarafından Con Tepe’de 1881 yılında öldürüldüğü biliniyor. 1877-78 yıllarında Bulgaristan’da ve Rumeli’de savaşa katılmamış 500 bin Türk’ün Rus askerince öldürüldüğü de biliniyor. Ve yine 1878’de Rus askerleri tarafından 100 bin kadın ve çocuktan oluşan masum Türklerin buzlu dağlara sürülmesini kim inkar edebilir?
Tüm bunların tamamıyla hayal ürünü olan Ermeni katliamına gore en az yüz kat daha fazla olduğu çok açıktır.

 

Kaynak:England and Union