O zaman biz Erzurum'da Şeyhler mahallesinde oturuyorduk. Ruslar ihtilal olup da çekilip gidince bütün silah depolarını Ermeniler'e teslim ettiler. Bunu fırsat bilen Ermeniler çoğunluk sağlayabilmek için başladılar Müslümanlar'ı kırmaya. Ermeniler caddede sokakta bu şekilde 6-7 ay rast geldiklerini keyfi olarak öldürüyorlardı. Bunun üzerine Müslümanlar evlere çekildiler. İşlerine güçlerine gidemez oldular.

Yoncalık mahallesinde Dikici Mahmut vardı. Bu zatın evine girerek gelinine saldırdılar. Bu geline babasının yanında, evdeki yakınlarının önünde saldırmışlar. Bundan sonra da Yoncalık mahallesini bütün elediler.

Çırçır mahallesi imamını Çırçır camiinden çıkıp hemen bitişiğindeki evine girerken iki Ermeni arkasından ateş ederek öldürdüler. Bunu benden başka camiden çıkan diğer Müslümanlar da gördü. Ayrıca Bit Pazarı'nda tavuk ve kuş satılan bir “tavuk meydanı” vardır. Orada nice Müslüman kadınların memeleri kesik, erkeklerin tenasül uzuvları koparılmış vaziyette gördüm. Yine Taş mağazalardaki Müslümanlar'ın mağazalarına gizlice girmişlerdi. Bizim cemaatten aşağı gideni, yukarı geleni epey vurduktan sonra bizimkiler durumu fark etmişler. Böyle vurularak öldürülen esnaflardan kavaf İsmail Ağa, Arif Ağa, Kamil efendi isimleri hatırımda kalanlardır.

Biz de tedbir olarak haliyle eve kapandık. Erzurum evleri hep bitişiktir. Böyle olduğundan evden eve duvarlardan gedikler ve kapılar açtık. Böyle yapan evler çoğunlukta idi. Ancak yapamayan evlere sokaklar engel olmuştu. Böylece tehlike anında evden eve geçebiliyorduk. Ermeniler gelince hemen diğer eve geçer açtığımız kapıyı sahtece örterdik ki belli olmasın. Zaten onlar eve daldığında bir şey göremeyince kendilerine uygun, hoşlarına giden ev eşyası ve ziynet eşyası alıp çıkarlardı.

Ben biraz küçük olduğum, daha doğrusu çocuk olduğum için babam da dışarı çıkamadığından evin ihtiyaçlarını hep ben alırdım. Yolda koca yaştaki Ermeni askerleri veya Ermeniler sataşır dinimize, Allahımıza küfrederlerdi. Ermeniler'in çoğunu eskiden tanırdık. Tabii onlar da bizi. Yani bunlar Erzurum'da ikamet eden Emenilerdi. Hatta bunlardan biri olan Kor Kareyçin'in dükkanı, bizim dükkanın yanında idi. Dükkanı dükkanımızla bitişikti. Sigara ağızlığı yapar gramofon tamir ederdi. O zamana kadar aramız iyi iken, bu mezalim sırasında eline ekmeği alır, burnunu siler, önümüze atardı. Ruslar gittikten sonra bu adam Ermeniler'in polisi gibi bir şey oldu. Düştü İslamlar'ın canına. Onun gibi Malkoç diye bir Ermeni daha vardı. O biraz iyiydi, ama böyle şeylerde o da azardı.

Sabahtan kalkardıkki, filan evde, filan mahallede iki ölü, üç ölü, beş ölü. ..Kim yaptı diye sorunca da bizim her zaman arkadaş gözüyle bakıp, bir sürü iyilik ettiğimiz Kor Kareyçin imiş derlerdi. Bu adama bir “fesli kadın” yardım edermiş. Evleri gezerek, hangi evde kim var, ne var diye ispiyon edermiş.

Kadınlarımız güzel görünmesinler diye yüzlerine, gözlerine toprak veya çirkin gösterecek şeyler sürerlerdi.

Bir gün beş arkadaşımla ve bunlardan Hakkı isimli arkadaşımın babasıyla beraberce eve geliyorduk. Bizi Gürcükapı'da çevirerek topladıkları Müslüman kalabalığına dahil ettiler. Ne olup bittiğini sorduğumuzda, topladıkları halkla beraber bizi de çalışmaya götüreceklerini söylediler. Biz çocuktuk. Arkadaşım Hakkı'nın babası da elbiselerini getirmeye bizi gönderdiğini söyleyince geri geleceğimiz şartıyla bizi salıverdiler. Daha gidilir mi? Sonradan bu topladıkları vatandaşlarımızı götürüp, yok ettiler. Bir haber alamadık. Zaten bu olaydan birkaç gün sonra da bizim askerler gelmişti.

 

Kaynak: Erzurum'da Ermeni Olayları (1918-1920) (Hatıralar-Belgeler-Kazılar)-Betül ASLAN