Erzurum işgal edildiği zaman dokuz yaşında idim. Babam asker olduğu için mecburen dayımlarda kalıyorduk. Halkın elinden silahlar alınmıştı. Herkes evlerine kapanmış, korkusundan dışarı çıkamıyordu. Duvarları delerek komşularla yardımlaşıyorlardı. Pencerelere siyah perdeler çekmişlerdi ve gündüz bile açmıyorlardı.

Günlerimizi dua ederek geçiriyorduk. Bir akşam kapı çalındı, konuşmalarından Ermeni olduklarını anladık. Dayım kapıyı açtırmadı. Bunun üzerine birisi pencereye yanaşıp “size para karşılığı iş vereceğiz” diye bağırdı. Ancak Ermenilerin kalleşlik yaptıkları muhakkaktı. Kapıyı yine açmayınca bu kez kırarak içeri girdiler. Dayımı namazda seccadenin üzerinden alıp gittiler. Dayım bizlere “hakkınızı helal edin” diyerek gitti.

Aradan iki gün geçtiği halde dayımdan haber gelmiyordu. Bir gece top sesleriyle uyandık. Türk ordusu gelmişti. Sevinçle dışarı fırladık. Ermenilerin bombaladığı harabelere gittik. Komşularımızdan Kadı efendinin cesedini gördük. Duvara yaslanmıştı. Dokunur dokunmaz yere yığıldı. Kalçaları cep gibi oyulmuş ve elleri arkasına sokulmuştu. Mahallemizin halkı ile birlikte askerler cesetleri çıkarıyorlardı. Biraz sonra dayımı da çıkardılar. Dayımda yara izi yoktu. Kafasına vurup bayıltmışlardı. Kendisine gelince başından geçenleri şöyle anlattı. “Beni evden alıp bir binaya götürdüler. Binanın dışındaki bir odaya da kadınları koymuş onlarla vakit geçiriyorlardı. Engel olmak istediğimizde kafamıza dipçikle vuruyorlardı. Kadınların feryatlarını işitiyorduk. Bizi bodruma kapattılar. Burası karanlık ve havasızdı. Türk askerlerinin geldiğini haber alınca binayı ateşe verdiler. Bayıldığım için sonrasını hatırlamıyorum.”

Hep beraber kadınların bulunduğu odaya gittik. İçerden hiç ses gelmiyordu. Daha sonra kadınları kazıklara çaktıklarını gördük.

Harp bitti. Biz hala babamın dönmesini bekliyorduk. Sonradan Çanakkale'de şehit olduğunu öğrendik.

 

Kaynak: Erzurum'da Ermeni Olayları (1918-1920) (Hatıralar-Belgeler-Kazılar)-Betül ASLAN